bu özlem ne zaman ve nasıl biter, bilemiyorum.
ama bildiğim birşey var o da sizi çok özlüyorum.
öyle böyle değil.çok.
mezarlık ziyaretlerinden nefret ederim.
mezarlığa gidiş anı, orada yaşananlar, oynanan oyun..
aklından geçenler, aklından geçip de söyleyemediklerin,
sonra herşey normalmiş gibi eve dönüş.
kalınan yerden hayata devam etme gayreti..çabası..herneyse..
benim içim acıyor mezarlık ziyaretlerinde.
yitirmiş olmanın o ağır, kaldırılası olmayan hüznü kaskatı çevreliyor benliğimi.
ben sonrasında, öncesinde kalınan noktadan yoluma devam edemiyorum.
hem de çok uzun süre...
ağır geliyor.belki kabullenememek
belki kabullenmekte direnmek...
belki de üzerinden nice acılar nidalarıyla kasıp kavurarak geçse de
o acının hep taze kalıyor olması,
bilemiyorum.
ben sizi,
o iki güzel bakışlı,
dünyanın belki de en duru insanlarını,
sizi çok özlüyorum.
gözlerimde iri iki damla yaş,
yaşamınıza katsaydı beni...
keşke..keşke çocuklarımı görebilseydiniz.
keşke kuzucuklarıma sarılabilseydiniz.
keşke, onların ilk adım atışlarını, yerde sürünlerini görebilseydiniz de o şen kısık kahkahalarınızı
atabilseydiniz.
ve keşke, sizin söylediğiniz şarkıda
tıpkı bizim yaptığımız gibi oynayabildiklerini ve ben söylediğimde düğüm düğüm olmuş yüreğime saplanan acıyı görmezden gelebilseydiniz...
keşke...
nurlar içinde uyuyun..mekanınız güller olsun...
sevinçlerini erteleme!
sevinçlerini erteleme.kaybedecek şeyleri olmayan insanlardan kork.çocukların, adalet sözcüğünü duyduğunda seni hatırlasınlar.
18 Eylül 2009 Cuma
17 Eylül 2009 Perşembe
Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin.. Çünkü kimin kimi yiyeceğine "suyun akışı" karar verir... Afrika atasozu
bayram mahcubiyeti veyahut içekapanma sıkıntısı ve özlediğim sen
her bayram,hiç aksatmadan bayramlıklarımız alınırdı.
önceleri annem ve ben, daha ileriki yaşlarda ben ve ablam çarşıya çıkar bayram alışverişi yapardık.
son uğradığımız yer mendilciler olurdu.
mutlaka bayramlaşmaya gelecek çocuklar için mendil alınırdı;boy boy, desen desen,rengarenk.
babam, en yakın banka şubesinden para bozdurur, harçlıklarını hazır ederdi.
annem yine mutlaka suböreği ve baklava yapma telaşına girerdi, kendi içinde sessiz sedasız;sabah namazından sonra..hiçbirimizi uyandırmadan.usul usul.
şimdi anlıyorum, ya da anne olduktan sonra anlıyorum, çocuklarım uyanmadan sabahtan her işimi halletmeyi, sessiz sedasız...
bayram sabahı, en heyecan verici, sabırsızca beklediğimiz anlardan en güzeliydi.
birgün öncesinden ütülenmiş giyisilerimiz giymek için babamın bayram namazından gelmesini beklerdik.
annem, daha sonraki yıllarda ise ablam yine mutlaka sabahın erken saatlerinde,henüz misafirlerimiz gelmeden merdivenleri son birkez elden geçirir, yıkar, pırıl pırıl yaparlardı.
bayram sabahı...
o namaz sonrası babamın ve ağabeyimin ve kardeşimin ya da ailedeki tüm erkeklerin namaz sonrası eve dönüşlerini beklemenin ve biran önce bayramlaşmayı beklemenin heyecanı...
inanamıyorum hala bunları hatırladığıma...
sabah kahvaltısından sonra giyilen bayramlıklarla sokağa çıkamama iç sıkıntısı, mahcubiyeti ...
daha fazla şey var burada hissedilen de bana kalsın istiyorum aslında.
sadece yıllar geçse de üstünden bu kalp seni unutur mu? edasındayım.
bir de sabahın çok erken saatlerinde kalkmanın verdiği sersemliği attığı sanıp
bir dolu fincan kahve ve sigarayla kendi kendime kalma isteğindeyim.
neyse, bayramlar beni nedense, ritüelleri, bağımlılıkları hiç sevmediğim halde,
inanç kısmına ise girmek istemediğim bir kördüğüm, düğüm düğüm olmuş benliğim olarak kabul etsem de ...çok etkiliyor.
zaman...mekan...hisler..gidip geliyor.
anneannemi ve dedemi ve teyzemi ve o 'harem'de bayram sabahını çok özlüyorum.
ama en çok da anneannemi ve çakır gözlü dedemi.
bizi pencerede bekleyişlerini...
kırmızı güllerin ardından.
o pıtrak yabani güllerin ardından.
çok özlüyorum..çok.
önceleri annem ve ben, daha ileriki yaşlarda ben ve ablam çarşıya çıkar bayram alışverişi yapardık.
son uğradığımız yer mendilciler olurdu.
mutlaka bayramlaşmaya gelecek çocuklar için mendil alınırdı;boy boy, desen desen,rengarenk.
babam, en yakın banka şubesinden para bozdurur, harçlıklarını hazır ederdi.
annem yine mutlaka suböreği ve baklava yapma telaşına girerdi, kendi içinde sessiz sedasız;sabah namazından sonra..hiçbirimizi uyandırmadan.usul usul.
şimdi anlıyorum, ya da anne olduktan sonra anlıyorum, çocuklarım uyanmadan sabahtan her işimi halletmeyi, sessiz sedasız...
bayram sabahı, en heyecan verici, sabırsızca beklediğimiz anlardan en güzeliydi.
birgün öncesinden ütülenmiş giyisilerimiz giymek için babamın bayram namazından gelmesini beklerdik.
annem, daha sonraki yıllarda ise ablam yine mutlaka sabahın erken saatlerinde,henüz misafirlerimiz gelmeden merdivenleri son birkez elden geçirir, yıkar, pırıl pırıl yaparlardı.
bayram sabahı...
o namaz sonrası babamın ve ağabeyimin ve kardeşimin ya da ailedeki tüm erkeklerin namaz sonrası eve dönüşlerini beklemenin ve biran önce bayramlaşmayı beklemenin heyecanı...
inanamıyorum hala bunları hatırladığıma...
sabah kahvaltısından sonra giyilen bayramlıklarla sokağa çıkamama iç sıkıntısı, mahcubiyeti ...
daha fazla şey var burada hissedilen de bana kalsın istiyorum aslında.
sadece yıllar geçse de üstünden bu kalp seni unutur mu? edasındayım.
bir de sabahın çok erken saatlerinde kalkmanın verdiği sersemliği attığı sanıp
bir dolu fincan kahve ve sigarayla kendi kendime kalma isteğindeyim.
neyse, bayramlar beni nedense, ritüelleri, bağımlılıkları hiç sevmediğim halde,
inanç kısmına ise girmek istemediğim bir kördüğüm, düğüm düğüm olmuş benliğim olarak kabul etsem de ...çok etkiliyor.
zaman...mekan...hisler..gidip geliyor.
anneannemi ve dedemi ve teyzemi ve o 'harem'de bayram sabahını çok özlüyorum.
ama en çok da anneannemi ve çakır gözlü dedemi.
bizi pencerede bekleyişlerini...
kırmızı güllerin ardından.
o pıtrak yabani güllerin ardından.
çok özlüyorum..çok.
13 Eylül 2009 Pazar
02:02
bastırılmamış sessizlik istiyorum demiştim bir zamanlar,
hala da istiyorum,bunu farkettim.
bastırılmamış sessizlik istiyorum demiştim geçen bir zamanda,
hala da istediğimi farkettim,mutluyum.
bastırılmamış ve hırpalanmamış sessizlik istiyorum diyorum şimdide.
ısrarlıyım bu isteğimde.
hırıltısını duymak bile istemiyorum zamanın.
keşfedilmemiş ben kalabilir, ona razıyım.
ama kesinlikle bastırılmamış sessizlik,
kızlarım,
ve ben olarak yaşamın deli mavisine gömülmek
ve bir daha da hiç ama hiç yüzeye çıkmamak istiyorum.
eminim...
hala da istiyorum,bunu farkettim.
bastırılmamış sessizlik istiyorum demiştim geçen bir zamanda,
hala da istediğimi farkettim,mutluyum.
bastırılmamış ve hırpalanmamış sessizlik istiyorum diyorum şimdide.
ısrarlıyım bu isteğimde.
hırıltısını duymak bile istemiyorum zamanın.
keşfedilmemiş ben kalabilir, ona razıyım.
ama kesinlikle bastırılmamış sessizlik,
kızlarım,
ve ben olarak yaşamın deli mavisine gömülmek
ve bir daha da hiç ama hiç yüzeye çıkmamak istiyorum.
eminim...
tehlike
çanlar çalıyor,
durmadan ,
dinlenmeden
....
çanlar çalıyor,
bakarken gözünün içine
yalanlar söyleniyor
...
çanlar çalıyor,
hem de hiç dinlenmeden,
akılalmaz bir çabayla,
haber veriyor
....
çanlar çalıyor.....ça..lı..yor....yorrrrrr
durmadan ,
dinlenmeden
....
çanlar çalıyor,
bakarken gözünün içine
yalanlar söyleniyor
...
çanlar çalıyor,
hem de hiç dinlenmeden,
akılalmaz bir çabayla,
haber veriyor
....
çanlar çalıyor.....ça..lı..yor....yorrrrrr
11 Eylül 2009 Cuma
kahve-çilekli pasta-beyazçıtır çıtır çiçekli masaörtüsü-akçapakça-okul önlükleri ve karpuz üzerine
beyaz, ütü izleri dün gibi olsa,
şarabi çiçekleri hafif solgun,
sererken o tok sesi çıkartsa
ve ben okuldan dönen
veyahut dizi kanayarak eve gelen çocuklarımı
bu masanın kenarında bir fincan
taptazecik ve mis gibi kokusu buram buram
kahvemi yudumlarken bekliyor olsam
akşam kocam eve gelirken elinde irice bir karpuzu taşısa,
diğer elinde de rakısı,
ağır ağır yürürken terini silse omuzuna,
veyahut şakalaşsa ahmet amcayla,
ayağına takılan topa şöyle bir gerinerek vurup,
kaçsa muzur çocuklar gibi
yalpalaya yalpalaya...
ben çocuklarıma çilekli pasta yapsam,
minnacık çilekleri olsa pastanın,
çiçek açsa yaptığım pasta,
bahçemizde begonviller açsa,
büklüm,büklüm,
radyoda çalsa,
el radyosunun cızırtısını taşışa hüzün,
tahta perdeyi henüz beyaza boyamış olmanın yorgunluğunu taşısa omuzlarım...
çiğ börek getirse
dumanı tüte tüte yan komşum hatçe teyze,
ben de bir bardak soğuk ayran ikram etsem de
çoluk çocuk yesek hep birlikte,
çatılmasa kaşlarımız hiç,
hiç kırgınlıklar olmasa...olmasa,
telefon olmasa,
televizyon olmasa,
gazetenin boyası elimize geçse,
bulmaca çözsek hepbirlikte,
olmaz mı? olamaz mı?
şarabi çiçekleri hafif solgun,
sererken o tok sesi çıkartsa
ve ben okuldan dönen
veyahut dizi kanayarak eve gelen çocuklarımı
bu masanın kenarında bir fincan
taptazecik ve mis gibi kokusu buram buram
kahvemi yudumlarken bekliyor olsam
akşam kocam eve gelirken elinde irice bir karpuzu taşısa,
diğer elinde de rakısı,
ağır ağır yürürken terini silse omuzuna,
veyahut şakalaşsa ahmet amcayla,
ayağına takılan topa şöyle bir gerinerek vurup,
kaçsa muzur çocuklar gibi
yalpalaya yalpalaya...
ben çocuklarıma çilekli pasta yapsam,
minnacık çilekleri olsa pastanın,
çiçek açsa yaptığım pasta,
bahçemizde begonviller açsa,
büklüm,büklüm,
radyoda çalsa,
el radyosunun cızırtısını taşışa hüzün,
tahta perdeyi henüz beyaza boyamış olmanın yorgunluğunu taşısa omuzlarım...
çiğ börek getirse
dumanı tüte tüte yan komşum hatçe teyze,
ben de bir bardak soğuk ayran ikram etsem de
çoluk çocuk yesek hep birlikte,
çatılmasa kaşlarımız hiç,
hiç kırgınlıklar olmasa...olmasa,
telefon olmasa,
televizyon olmasa,
gazetenin boyası elimize geçse,
bulmaca çözsek hepbirlikte,
olmaz mı? olamaz mı?
02 Eylül 2009 Çarşamba
şaşkınlık-mutluluk-heyecan üçlemesi
yaşamınızda sizi etkileyen kaç olay ya da kişi vardır? hiç düşündünüz mü?
nazım.la tanıştırdı beni,
ilk kez müfredat dışı kalmıştım...
şaşkındım
dinle küçük adam yıllardır durduğu raflardan
benim raflarıma konuk oluyordu,
mutluydum
sonra kitap raflarında kitabını gördüm
heyecanlandım
dokundum
hissettim,
sarsıldım
gittim-geldim...
benim için çok özel bir yeri olan
bu çok özel bir insana,
bana martin eden dendiğinde,
dinle küçük adamın ilk okumadaki etkilerini hala hissediyor olmanın
ve herhangi bir sekiz mart şenliğinde
"arkada moskova ayaktaydı,
....
mavi gözleri yuvarlak bir çocuk bakıyor camdan..
tanya.ydı adı..."
mısraları ile bugüne getiren kişiye nasıl teşekkür edebileceğimi bilememenin şaşkınlığını
yaşıyorum...
hele de benzer düşler içerisinde olmanın verdiği haz...
'paylaşamamayı paylaşmak' demiş adına
redd deseydi daha iyi olurdu ya...
ellerine, kalemine sağlık...
nazım.la tanıştırdı beni,
ilk kez müfredat dışı kalmıştım...
şaşkındım
dinle küçük adam yıllardır durduğu raflardan
benim raflarıma konuk oluyordu,
mutluydum
sonra kitap raflarında kitabını gördüm
heyecanlandım
dokundum
hissettim,
sarsıldım
gittim-geldim...
benim için çok özel bir yeri olan
bu çok özel bir insana,
bana martin eden dendiğinde,
dinle küçük adamın ilk okumadaki etkilerini hala hissediyor olmanın
ve herhangi bir sekiz mart şenliğinde
"arkada moskova ayaktaydı,
....
mavi gözleri yuvarlak bir çocuk bakıyor camdan..
tanya.ydı adı..."
mısraları ile bugüne getiren kişiye nasıl teşekkür edebileceğimi bilememenin şaşkınlığını
yaşıyorum...
hele de benzer düşler içerisinde olmanın verdiği haz...
'paylaşamamayı paylaşmak' demiş adına
redd deseydi daha iyi olurdu ya...
ellerine, kalemine sağlık...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)